Anasayfa / Genel / Başyazı / Seçimler çözüm değil TEK YOL DEVRİM!

Seçimler çözüm değil TEK YOL DEVRİM!

45kapak

Türkiye, yine bir seçim dönemine girdi. Daha 7 Haziran seçimlerinin üzerinden 4 ay geçmişken, bir kez daha seçim vaatleri, toplantıları, mitingleri ile karşı karşıya…

Fakat bu kez kitlelerde ne bir umut ve beklenti yaratıyorlar, ne de bir heyecan ve coşku var. Aksine ardarda yapılan, fakat hiçbir değişiklik yaratmayan seçimlerden bir bıkkınlık geldi. Buna rağmen bir kez daha “AKP gitsin de…” denilerek, kitleler sandığa çağrılıyor ve bu oyuna alet ediliyor.

1 Kasım seçimlerine katılım, 7 Haziran’dan daha düşük olacaktır. Kitlelerin seçimle birşeylerin değişeceğine dair umudu giderek azalmaktadır. Bunu farkeden düzen partileri, ısrarla “sandığa küsmeyin” propagandası yapıyor. Bunun AKP’nin işine yarayacağını söyleyerek kitleleri korkutuyor ve yine AKP karşıtlığı üzerinden oy toplamaya çalışıyorlar.

Oysa 7 Haziran’da sandığa gidenlerin oylarına sahip çıkmayan, ona uygun bir duruş sergilemeyen, yine bu partilerdir. Bu durumda 1 Kasım’da değişen ne olacaktır?

Muhalif partileri, kendilerine oy verenlere karşı biraz sorumluluk duysalardı, 7 Haziran sonuçlarının arkasında durur ve hiç bir inandırıcı neden yokken yeni bir seçime gidilmesine izin vermezlerdi. AKP’nin başından beri ipe un seren tavrına, Erdoğan’ın anayasa, kural, teamül tanımayan keyfiyetine karşı bir direniş gösterir, her şeyi onların belirlemesine engel olurlardı.

Düzen-içi muhalefetin bile, hükümetin dayatmaları karşısında pasif de olsa bir direnişi, karşı koyuşu olur. Ancak CHP’den HDP’ye hiçbiri bu tutumu gösteremedi. Kitleleri harekete geçirecek tek bir çağrı yapmadılar. Çünkü kitlelerin sokağa çıkmasından, en az AKP kadar korktular. “Düzenin bekası”, AKP karşıtlığından baskın geldi. Kitlelerin sadece AKP’yi değil, kendilerini de aşmasından korktular.

Bu korkuyu Haziran direnişi sırasında da gördük. Oysa AKP, her davranışı ile sandıkta gitmeyeceğini ortaya koyuyor. Bırakalım düzeni değiştirmeyi, hükümeti değiştirmek için bile, sandığa değil, sokağa çıkmak gerekiyor. 1 Kasım seçimleri, bu gerçeği bir kez daha suratlara çarpacaktır.

* * *

Seçimlere dönük ilgisizliğin bir diğer nedeni de, içerde-dışarda tırmandırılan savaştır. 20 Temmuz’da Suruç katliamının ardından, sözde IŞİD’e, gerçekte Kürt halkına karşı başlatılan savaş, en vahşi biçimler alarak devam ediyor.

12 Eylül yıllarında bile görülmeyen günlerce sokağa çıkma yasakları, bir ilçenin veya mahallenin ablukaya alınıp giriş-çıkışların yasaklanması, en temel ihtiyaçların karşılanmasına bile izin verilmemesi, yaralıların hastanesiz, ölülerin mezarsız bırakılması, bu dönemde yaşandı. Bir annenin ölü çocuğunu kokmaması için günlerce buzdolabında tutması gibi, tüyler ürperten durumlara şahit olduk. Yıllardır neredeyse görmedik zulüm ve işkence kalmayan Kürt halkına, bu acıyı da yaşattılar.

Cizre’de aralarında bebeklerin de olduğu 23 kişi bu şekilde katledildi. Günlerce yoğun bombardıman ve kurşun altında ölümle burun buruna yaşadılar. “Keskin nişancılar”, kontralar, özel timler, onların etrafında dolaşan IŞİD kılıklı caniler, ölüm kustular. Fakat yine de Cizre halkı teslim olmadı, aksine büyük bir direniş sergiledi. Sokak başlarına hendekler kazarak, battaniyeler gererek, gürültü eylemleri yaparak, sokağa çıkma yasaklarını tanımayarak, bütün bir halk olarak direnişe geçtiler. Sonrasında binlerce kişiyle gerçekleştirdikleri cenaze törenleri, faşizmin tüm vahşetine rağmen Kürt halkını sindiremediklerini gösteriyordu. Aksine öfke ve nefret daha da büyümüş, kendine güvenleri daha da perçinlenmiş olarak, bu savaştan galip çıktılar.

Fakat Cizre son olmadı. Ardından Mardin’in Nusaybin, Diyarbakır’ın Silvan ilçeleri, benzer biçimde abluka altına alındı. Buralar da Cizre gibi direnişe geçti. Cizre’de HDP milletvekilleri 6. gün yollara düşmüştü. Silvan’da ve Nusaybin’de ise, daha erken davrandılar; içlerinde milletvekillerin de olduğu bir grup ilçe girişinde oturma eylemi başlattı.

Kürt halkı, Muş-Varto’da başlayıp bugün Silvan’a, Nusaybin’e uzanan faşist ablukaya ve açılan savaşa karşı tüm gücüyle direniyor. Seçtikleri vekilleri de, daha önce olduğu gibi yanlarında görmek istiyorlar. HDP’nin böyle bir dönemde seçimle uğraşmasına haklı olarak büyük bir tepki gösteriyorlar. Çünkü halk ölüm-kalım savaşı veriyor. Kendisi can derdindeyken, vekillerin Ankara’da, hatta Avrupa’da seçim faaliyetleri yürütmesini kabullenemiyor. Dahası, kendisine ölüm kusan bir “savaş hükümeti” içinde HDP’li bakanların olmasını asla onaylamıyor, bu hükümette “AB Bakanı” olan Ali Haydar Konca’nın anlattığına göre, “lanetliyor”.

Halkın bu tepkileri HDP’yi hükümetten istifa etmeye zorladı. Ancak HDP hala ana gövdesiyle seçimlere kilitlenmiş durumda. Oysa sadece AKP’nin keyfi biçimde 7 Haziran sonuçlarını berhava etmesini değil, yürüttüğü bu vahşi savaşı durdurmak için de, kitleleri sandığa değil, sokağa çağırmalıdır.

* * *

Savaş, Kürt halkını vurmakla kalmıyor; Türkiye halklarını da etkiliyor ve bir yol ayrımına getiriyor. Asker cenazelerinde ortaya çıkan tepkiler, bunun dışavurumudur. Kitleler giderek artan biçimde bu savaşın kendilerinin savaşı olmadığını, egemenlerin işine yaradığını görüyor. Tepkiler, sadece savaşı yeniden tırmandıran AKP ile sınırlı değil. “Neden hep bizim çocuklarımız ölüyor, zengin çocuklarına neden bir şey olmuyor” feryadı, hükümetten öte sistemi sorgulayan bir bilinç sıçramasına işaret ediyor.

Bu tabloyu örtbas edebilmek için, faşist-gerici güruhları sokaklara salıp Kürt avına çıktılar. Bayrak mitingleri ile yeniden şovenizmi körüklediler. Fakat asker-polis cenazeleri geldiği sürece, bu tepkiler büyüyerek sürecektir.

Savaşın Suriye halkını ne duruma getirdiği ortada. Milyonlarca halk, evini-yurdunu bırakarak yollara düştü. Ya şişme botlarda, ya TIR’larda Avrupa’ya gitmeye çalışırken ölüyorlar. Ulusal, mezhepsel, dinsel ayrımların halkları ne hale düşürdüğü ve bundan kimlerin çıkarı olduğu artık saklanamaz durumdadır.

Türkiye de böyle bir tehlike ile karşı karşıya. Bu tehlikeyi seçimlerle bertaraf etmek mümkün değil!

Kürt ve Türk halkı, ortak düşmanları emperyalizme ve işbirlikçilerine karşı birlikte mücadeleyi yükseltmelidir. Halkların kurtuluşu, seçimle değil, devrimle gelecektir.

Check Also

Referandumdan 1 Mayıs’a ZAFER SOKAKTA KAZANILIR!

  Anayasa referandumu ve arkasından 1 Mayıs ile oldukça önemli günler yaşadık. Her ikisinde de …

Baykal yine sahnede!

Referandum süreci boyunca kendisine önemli bir hareket alanı yaratmak için uygun bir zemin bulan Baykal, …